30. YILINDA HOCALI SOYKIRIMI

“Ermeniler tarafından Azerbaycan Türklerine karşı gerçekleştirilen soykırımın yüzyıllara dayalı bir geçmişe dayandığı görülmektedir.”

25/26 Mart tarihi Hocalı Soykırımının 30. yıl dönümüdür.


Bütün dünyanın ve medeni(!) Batı’nın gözleri önünde 25/26 Şubat 1992 gecesi 20.
yüzyılın son çeyreğinde Ermeniler tarafından Hocalı’da gerçekleştirilen ve Hocalı ile
sembolleşen, 1988-1994 yılları arasında Ermeniler tarafından Azerbaycan Türklerine karşı
gerçekleştirilen soykırımın yüzyıllara dayalı bir geçmişe dayandığı görülmektedir.


En büyük ideallerinden birisinin Rusya’nın sıcak denizlere inmesi olduğu bilinen Rus
Çarı I. Petro’nun (1672-1725) bu hedefi adeta bütün Rus yöneticilerine miras olarak kalmıştır.
Bu hedef doğrultusunda hareket eden Rusya tarafından Osmanlı Devleti ile İran arasına
Hristiyan bir devlet kurularak iki önemli gücün oyalanması gerektiği kabul edilmiş ve bu
doğrultuda kullanılabilecek en ideal etnik unsurun Ermeniler olabileceği değerlendirilmiştir.


Zira Ermenilerde eş zamanlı olarak Kafkaslar bölgesinde bağımsız devlet kurma
hayalleri filizlenmeye başladığı görülmektedir. Ayrıca Ermenilere göre sözde Gregoryan’lığın
doğduğu yer kabul edilen bölge aynı zamanda Eçmiyazin Ermeni Patrikliği için de kutsal(!)
kabul edildiğinden, coğrafyanın da uygun olacağı varsayılmıştır.


Rusya’nın idealleri doğrultusunda uyguladığı siyaset Kafkaslarda zamanla etnik
temizlik ve sistemli bir soykırım halinde devam etmiştir. Özellikle 18. yüzyıldan itibaren
Azerbaycan ve Ahıska Türkleri, Karatay, Balkar, Tatar, Karaçay, Çeçen, Avar, Nogay ve
daha birçok Müslüman ve Türk nüfusa karşı uygulanan zulümler, tarihte yerini almıştır.
Ermenilerin 1988-1994 döneminde işgal ettiği Azerbaycan’ın Karabağ toprakları içerisinde
“Soykırımın sembolü” olan ve 1992 yılında yaşanan Hocalı Soykırımı da Rusya’nın
uyguladığı Kafkas siyasetinin devamı olarak görülmelidir.


Osmanlı Devleti bir oldu-bitti ile katılmak zorunda kaldığı Birinci Dünya Savaşı’nda
Kafkasya, Kanal, Hicaz, Yemen, Irak, Suriye, Filistin, Galiçya, Romanya ve Makedonya ile
Çanakkale cephelerinde “Yedi Düvele Karşı” mücadele etmiştir. Osmanlı Devleti tebaası
Ermenileri “Milleti Sadıka” olarak kabul ediyor olmasına rağmen Savaş sürecinde Ermenilerin
türlü ihanetleri, birçok komita ve çetelerle cephe gerisindeki masum Türk ve Müslüman halka
gerçekleştirdikleri tedhiş hareketleriyle karşı karşıya kalmıştır.


Bu durum karşısında o zamanın şartları gereği uygulamak zorunda kaldığı Tehcir
kararı nedeniyle olmayan bir Sözde Soykırım iddialarına karşı Türk Milleti ve Türkiye, yıllardır
itham edilmektedir. Ancak tarihi belgelerle de olmadığı ispatlı bir yalana inanan ise yakın
tarihte yaşanan; sanıkları, tanıkları ve her türlü belgeleri ortada olan Hocalı Soykırımı’nı bir
soykırım olarak tanımamakta ve hatta görmezden geldikleri görülmektedir.


Buradan hareketle soykırım kavramının günümüzde insani ve vicdani olmaktan
ziyade siyasi olarak algılandığı unutulmamalıdır.


Fransa’nın; Cezayir ve Ruanda başta olmak üzere sömürgelerinde yıllarca uyguladığı
soykırımlar, ABD’nin “sırf gücünü test etmek amacıyla” İkinci Dünya Savaşı’nın son
günlerinde Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı atom bombaları ile Japon halkını katletmesi,
milyonlarca Kızılderili’ye uyguladığı soykırım, 1991-1995 Yugoslavya İç Savaşı sırasında
Birleşmiş Milletler (BM) kapsamında görevli Hollanda askerlerinin gözleri önünde 11 Temmuz
1995'te Srebrenitsaya giren Mladic öncülüğündeki ağır silahlarla donatılmış Sırp ordusunun
8 bin 372 Boşnakı katlettiği soykırım örneklerinde olduğu gibi Hocalı’da yaşananlar da
soykırımdır.


Göz ardı edilmemesi gereken husus ise Kafkaslar coğrafyasında yaşanan süreç
incelendiğinde Hocalı Soykırımı’na bir günde karar verilmediğinin görülmesi gerektiğidir. Zira
Sovyet Rusya’nın dağılma sürecinde Ermenistan 23 Eylül 1991’de Azerbaycan 18 Ekim
1991’de bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Bu dönemde Türkiye merkezli bir dış politika

izleyen Ebulfez Elçibey’in siyasetinden rahatsız olan Rusya ve İran’ın desteğini alan
Ermenistan, Karabağ bölgesini işgal etmiştir. İşgalin ardından Azerbaycan ve Ahıska
Türklerinden oluşan 2.605 aile, 11.356 nüfusun yaşadığı demiryolu ağının geçtiği ve bölgenin
havaalanına sahip tek şehri olması ve stratejik konumu nedeniyle Ermenilerin hedefi olan
Hocalı, Ermeniler tarafından ablukaya alınmaya başlanmıştır.


Yaklaşık beş ay devam eden abluka süresince Hocalıya ulaşan bütün yollar ve
elektrik hatları kesilmiş ve temel ihtiyaçlarının dahi ulaştırılmasına mâni olunmuştur.
Ermeniler, Hocalı işgaline zemin oluşturmak amacıyla öncesinde Azerbaycan aleyhine miting
ve protesto eylemleri başlattığı görülmektedir. Tehlikeyi anlayan halk savunma birlikleri
kurmaya çalışmış olsa da yeterli silah ve gerekli mühimmatı sağlayamamıştır.


Bu arada Hocalı halkına kenti boşaltmaları halinde güvenliklerinin sağlanacağını
duyuran Ermeniler ile 366. Sovyet motorize piyade alayı kaçmaya çalışanların önüne çıkarak
hedef gözetmeksizin ateş etmişler ve çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan bu silahsız
grupları da katletmekten çekinmemişlerdir.


25 Şubat 1992 gecesi Hocalıya üç koldan saldırı başlatan Ermeniler, Sovyet Rus
ordusunun Hankendi’deki 366. Motorize Alayı’nın desteği de almak suretiyle şehri iki saat
boyunca top ve tank ateşine tutmuştur. Ardından şehre giren Ermeni askerleri, yıllarca
hafızalardan silinmeyecek olan Hocalı Katliamı yapılmıştır. Mevsimden dolayı dağların karla
kaplı ve havanın -12 derece gibi oldukça soğuk olması, kaçmaya çalışan sivil halkın donarak
şehit olmalarında bir diğer etken olmuştur.


Resmi verilere göre, Hocalı Katliamında 106 sı kadın, 70’i yaşlı, 63’ü çocuk olmak
üzere 613 savunmasız Azerbaycan vatandaşı (Azerbaycan ve Ahıska Türkü) hunharca
katledilmiştir. 76’sı çocuk, 487 kişi de ağır şekilde yaralanmıştır. Esir ve rehine olarak
götürülen 1275 kişiden 150’sinin akıbetleri hala belli değildir.


Olayın binlerce canlı tanıklarından hala hayatta olanları vardır. Akla-hayale gelmeyen
yöntemlerle gerçekleştirilen katliamları, sağ kalanlara uygulanan işkence[1] izleri gözler
önüne sermektedir. Annelerinin gözleri önünde derisi yüzülen çocuklar “hamile kadınların
karnındaki bebeğin ‘kız mı-oğlan mı’ bahsine giren” Ermeni çetelerinin canlı canlı nasıl karın
deştikleri[2], katledilen yüzlerce Türk’e ait cenazeler ile birlikte yaralıların da canlı canlı
yakılarak delilleri yok etmeye çalıştıkları, esirlerin canlı canlı kalplerinin söküldüğü tanık
ifadeleriyle birlikte olay mahallindeki delillerden de anlaşılmaktadır.


Canlı canlı Türk çocuklarının derisini yüzen Ermeni Doktor Zori Balayanın itiraflarını
artık bilmeyen, duymayan kalmamıştır. Değil bu vahşeti yaşamak, duymak bile insanı
dehşete düşürmekte, yürekleri yakmaktadır. Keza uygar(!) dünyanın iki yüzlülüğü de
göstermektedir ki; olmayan 1915 Sözde Soykırım yalanına inanan medeni(!) Batı, Hocalı’da
yaşanan bu vahşeti soykırım olarak tanımamakta ısrar etmektedir.


Ermeniler, uyguladıkları vahşetin izlerini silmeye çalışmış olsalar da cenazeler
üzerinde yapılan incelemelerde katledilenlerin; yakın mesafeden ateş edildiği, derileri, başları
yüzülen, canlı canlı yakılan, gözleri oyulan, kolları, bacakları, kafaları kesilenlerin olduğu
görülmüştür. Maddi deliller ve tanık ifadelerinden de yararlanılarak Ermeniler tarafından
gerçekleştirilen bu insanlık dışı vahşet dünyanın gözleri önünde belgelenmiştir.


Karabağ bölgesinin işgali ve Hocalı Soykırımı’nın ardından 1 milyonu aşkın masun
Azerbaycan vatandaşı yurtlarını terk etmek ve kaçkın hayatı yaşamak zorunda kalmış ve
halen bu durumda yaşamaya çalışmaktadırlar.


Sonuç olarak;


Hocalı Soykırımı; uluslararası bütün hukuki antlaşmalar kapsamında BM “Soykırım
Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşmesi” nin 2. Maddesindeki “milli,
etnik, ırki veya dini bir grubu, kısmen veya tamamen imha etme” tanımına tamamen uyduğu
ve Jenosit/Soykırım kavramı ile örtüştüğü görülmektedir. Hocalı Soykırımı olayının ardından
bölgeden elde edilen bütün belgeler, video görüntüleri, (2008 ve 2018 yılları arasında

Ermenistan’da devlet başkanı olarak görev yapmış olan Serj Azati Sarkisyan başta olmak
üzere) itiraflar, tanık beyanları katliamı ve soykırımı bütün yönleriyle ortaya çıkartmıştır.
30 yıl önce yaşanan Hocalı Soykırımı’nda esir Türklere; kadın, erkek, çocuk, yaşlı
demeden uygulanan işkencelerin canlı tanıkları olayın en bariz delilleri olmasına rağmen
halen hiçbir kimse yargılanmamıştır. Hocalı’da olan bütün ailelerin bu soykırımdan mutlaka
bir şehidi olduğu gerçeği vardır.


Karabağ’ın işgali ve Hocalı Soykırımı olayı karşısında Rusya açıktan Ermenistan’ı
desteklemiştir; çünkü Hazar havzası için Karabağ, uluslararası ulaştırma ağlarına sahip
olması ve coğrafi olarak askeri stratejik yönden de Hocalı önemli bir konuma sahiptir. Rusya
böyle bir bölgenin Azerbaycan’da kalmasını uygun görmemiştir. Ancak Türkiye haricinde
Türk Dünyası, BM ve İslam Ülkeleri ve İslam İşbirliği Teşkilatı Azerbaycan’a gereken desteği
ve yaşanan olaylara tepkiyi göstermemişlerdir.


Azerbaycan ve Ermenistan liderlerinin defalarca çözüm amaçlı görüşmelerinden bir
sonuç elde edilememiş ve Azerbaycan’ın %20’sine tekâmül eden toprakları yıllarca
Ermenistan’ın işgali altında kalmıştır. Ermenilerin sınır tecavüzleri ve sınır ötesinden bombalı
ve silahlı saldırıları 27 Eylül 2020 tarihine kadar defalarca tekrar etmiştir. Nihayet Azerbaycan
bu tarihte genel bir taarruz ile topraklarını kurtarma harekâtı başlatmış ve Türkiye’nin de
manevi desteği ile 10 Kasım 2020’ye kadar topraklarının büyük bir kısmını kurtarmayı
başarmıştır.


Ancak soykırımın sembol ismi Hocalı ile birlikte Hocavend, Hankendi ve Ağdere
şehirleri ile bağlı yerleşim birimleri; statüsü tanımlanmadan Rus kontrolüne dolayısı ile
Ermenistan’a bırakılmıştır. Şehitlerin ruhlarının huzura ermesi ve kalanların ıstıraplarının bir
nebze olsun dinmesi için bu topraklar da bir an önce kurtarılmalıdır.


10 Kasım 2020 tarihinde Azerbaycan-Ermenistan-Rusya üçlüsünün imzaladığı
Ateşkes Anlaşması kapsamında 5 yıl süreyle Karabağ coğrafyasına geri dönen Rus askerleri
Laçin Koridoru ve Nahçivan-Azerbaycan bağlantısını sağlayan Zengilan Koridoru başta
olmak üzere birçok kritik noktanın kontrolünü ele almıştır.


Türkiye Cumhuriyeti askerleri de sonradan Rus askerleri gibi sahaya girse de
kontrolün genel manada Rusya’da olduğu düşünüldüğünde, “işgal olmasa da bölge zımnen
Rus kontrolüne geçmiştir” denilse yanlış olmayacaktır. Azerbaycan ikinci bir 5 yıllık sürece
gerek kalmayacak şekilde hazırlık yaparak Rus askerini topraklarından çıkartmanın yollarını
aramalıdır.


Hocalı Soykırımı bütün çıplaklığıyla ortadadır. Azerbaycan, uluslararası hukuk yolları
ile Hocalı Soykırımı’nın tanınması ve sorumluların yargı önüne çıkartılabilmesi için yapılması
gerekenleri geciktirmemeli, siyasal ve maddi kayıplarını tazmin etmek üzere girişimlerde
bulunmalıdır.


Son söz olarak; Türk Cumhuriyetleri, Türk Devletleri Teşkilatını aktif olarak işletmeye
ve Avrupa Birliği örneğinde olduğu gibi bir birlik oluşturarak yeniden dizayn sürecinde olan
yeni dünya sisteminde ÜÇÜNCÜ KUVVET olarak tarih sahnesindeki yeni konumlarını
belirlemelidirler.
:

İsmail CİNGÖZ; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı/M.A. – BULTÜRK Ankara Temsilcisi.
[1] TRT AVAZ, “Ay Yıldızın İzinde-AZERBAYCAN”, 18.01.2017, https://www.youtube.com/watch?v=D59tRzUJPWg
[2] Macit SOYDAN; “Tüyler Ürperten Ermeni Vahşeti 2”, Yeniçağ, 24.02.2009.
NOT: Yazar; “Dünyanın Görmediği Hocalı Soykırımı” makalesinden düzenlemiştir.
usid.org.tr/72/dunyanin-gormedigi-hocali-
soykirimi?fbclid=IwAR1l2bgGWsJMNakwhfp_B8gEi0tf0EInxJd6tEcndvEMYyJu0O0fhsYOea8#.Ygs9JGX_BoN.facebo

Pin It on Pinterest