Genel

FATİH SULTAN MEHMET HAN’IN VEFATI VE İSTANBUL’DA ZAMAN

FATİH SULTAN MEHMET HAN’IN VEFATI VE İSTANBUL’DA ZAMAN.

Bir genç “Fatih Sultan Mehmet’in resmini neden hep YAŞLI bir insan suretinde çiziyorlar.?” diye sorunca tanınmış bir tarih hocamız şöyle cevap vermiştir;

“-Yaptığı işler o kadar büyük ki, bunları genç bir insanın yapacağını hayallerine sığdıramıyorlar.!”

Ünlü vezir İshak Paşa’nın ehil olmayan bir kişiyi önemli bir göreve atadığını tespit eden Fatih Sultan Mehmet Han, ona;

“-Paşa.! Paşa.!! Bu hatayı ikinci kez işlersen sadece vezirliği değil, başını da alırım.! Devlet-i Aliyye ancak DÜRÜST, LİYAKATLI ve BİLGİLİ kişilerin omuzlarında yükselebilir.!” demiştir.

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u almadan önce Amasra üzerine bir sefer düzenler. Sefer öncesi “Nereye gidiyoruz?” diye soran Ordu Kadısı’na şu cevabı verir;

“-Sırrıma sakalımın bir tek telinin vakıf olduğunu bilsem, sakalımı kökünden keserim” İşte zaferi getiren sır…

Donanmanın arasından üç Ceneviz gemisinin geçmesi neticesinde atını denize sürmesi ve Kaptan-ı Derya Baltaoğlu Süleyman’ın yüzüne kamçının vurulması Ulu Devletinin ve Aziz Milletinin varlığında yok olma halet-i ruhisi olan “FENA FİD DEVLE VE’L MİLLE” hal ve hareketidir…

Türk Tarihini çok okuyan ve bilen devletimizin banisi/kurucusu

Atatürk ne güzel söylemiş;

“Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça kendisinde güç ve kuvvet bulacaktır.”

Hasta hasta sefere çıkan padişahların işi sadece “savaşmak ve işret meclislerinde içip eğlenmek” idiyse… O zaman adama sormazlar mı.!

“-Türk Cihan Hakimiyeti Mefkûresi,

-İlâyı Kelimetullah davası ve..

-Kızıl Elma efsanesi nasıl vücut buldu.?!”

Fatih Sultan Mehmed, muhtelif sebeplerle arası açık olan Memlûk devleti üzerine hareket ettiği sırada yolda vefat etmiştir.

Üsküdar’a geçtikten sonra rahatsızlığı arttığından bir kaç gün Üsküdar’da kaldı.

Atla gidemiyecek derecede dermansız olduğundan araba ile yola çıktı. Bitkin bir halde Hünkâr Çayırına indi ve Perşembe günü akşama yakın (4 Mayıs 1481) elli bir yaşında vefat etti.

Sevgili Peygamberimizin övgüsüne mazhar olmuş Fatih Sultan Mehmet Han’ı…Rabbim kabrini NUR , ruhunu ŞAD, mekanını CENNET eylesin İnşallahh.

Fatih Sultan Mehmed’in vefatı çok fazla gizlenemez ve bir kaç gün içinde haber duyulup yayılır. Venedik elçisi senatoya ölümü şöyle rapor eder:

“Büyük Kartal öldü… Kurtulduk!”

Bugünde Sakarya Savaşı’ndan kaçan Zangoç suratlı…Haçlı kırıntılarının torunları duvarlara yazarlar;

“ZULÜM…1453’DE BAŞLADI”

De ki: “Kininizden geberin!”.

(Âl-i İmrân Suresi 119.)

Ayasofya’nın camiye dönüşmesi ile uykuları kaçanların heveslerini kursaklarında bırakmaya devam edeceğiz.

İstanbul, 573 yıl önce zincirlerinden kurtulmuş, sevdalısı Türk milleti ile kavuşmuştur. Zulmün zilletin ve eziyetin kalesi Bizans, Fatih’in üstün gayreti ile yıkılıp gitmiştir.

Cennetmekan Atamız Fatih için kalemi elime alınca…İstanbul özellikle BOĞAZİÇİ sevgimiz “özlemimiz” yeniden depreşti…

-Güzel memleketimim efsunlu şehri İstanbul.. Herkesi ruhunun bir yerinden yakalayan, yakaladığı gibi de bırakmayan o şehir.

Ne diyordu Üstat Necip Fazıl;

“Ruhumu ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar,

Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar”.

Kökten bağlılık dedikleri bu olsa gerek. Derinde bir yerlerde ruha tutunur bu şehir. Bir martının kanadında, bir dalganın köpüğünde canlanan şehir.

Şarkılarla dilden dile gezen, bir

klarnetin sesinde, uzakta yaklaşan bir simitçinin nefesinde, gizemli sokakların gölgesinde, gizlenen hayatların neşesinde, aklın sınırlarını zorlayan, birbirine değen hayatların ortasında yaşanan İstanbul.

Buram buram tarih kokan İstanbul. Üsküdarlı, Beyoğlulu, Çamlıcalı, Kasımpaşalı, Kadıköylü, Modalı İstanbul… Ülkenin bir köşesindeki hayalin timsali. Zenginin mıntıkası, garibanın büyülü rüyası İstanbul.

Ah istanbul, canım İstanbul!

Yine üstadın dediği gibi ille de İstanbul.

Eski alemlerin sarhoşluğu eserken Boğaz’dan, tarih de her bir köşe başından selamlıyor sanki bizi.

Bizans’ın ruhu bu şehre hiç uymamış gibi, her yerde ecdadın izleri. Ve 1453, belli bir mekanın değil Yahya Kemal’in de dediği gibi “zamanın fethinin başlangıcı” sanki.

Sevgili Peygamberimizin müjdesiyle kurmuşuz gönül bağını, ondandır böyle sahiplenmişiz bu şehri.

Erol Güngör “gönül sende yaşlansın, dizler sende yorulsun” derken her şeyiyle kabul bir “Harika İstanbul” anlatır. Faruk Nafiz Çamlıbel “Boğaziçi’nde gezmek şiir içinde seyahat gibidir” derken ne kadar da haklıdır…Abdülhak Şinasi Hisar’ın “Boğaziçi Medeniyeti” diye özellikle tasvirini yaptığı bu yer mensur eserlerde de can bulur.

Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mehmet Rauf, Refik Halit Karay, Ruşen Eşref Ünaydın, Münevver Ayaşlı da Boğaziçi’nde hayatın kuruluşunu uzunca anlatır.

“Huzur” romanı bir Boğaz seyriyle yolculuk başlar. Eylül’de buranın ayrı bir yeri vardır. Yalı sakinleri anlatılır. Uzun uzun Boğaz’ı izlemenin hazzını yaşayanlarla lodosundan bıkmış keyifsiz insanlar aynı kitabın sayfalarında yer alır.

Edebiyatta Boğaziçi anlatılırken yalılar, çeşmeler, meydanlar, sokaklar ve duraklar da hafızalarımıza nakşedilir. Boğaziçi nostaljiden fazlasını sunar bizlere. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Allah beni Boğaz’dan ayırmasın” duası bütün gönüllerden geçmiş dualardandır şüphesiz.

NEHR-İ AZİZ denmesinin hakkını verdiğini düşündüğümüz BOĞAZİÇİ edebiyatımızda salınan nazlı bir güzeldir.

Benim gözlemim:

Istanbul’u efsunlu, çekici kılan ne denizi, ne boğazı, ne erguvanları, ne başka bir maddi unsurudur. Onu çekici kılan Türk başkenti oluşundaki esrardır…

Ecdad yıllar önceden görmüş olmalı ki ; insanları, bu şehrin müptelası. İstanbul sevginin en belalısı. Fethin kapısını kim araladıysa, zamanında Fatih’in geçtiği surlardan o yiğitlere selam olsun…Nezd-i İlâhi’de makamları Âli olsun inşallah.

Fatih Sultan Mehmet atamıza ve onu yetiştiren hocalarına minnetle, saygıyla, vefayla…

Arif Nihat Asya’ya tarihi ve tarihi değiştirenleri destanlaştırdığı şiirleri için rahmetle…

“Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin!

Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!

Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın

Yürü, hâlâ ne diye kendinle savaştasın?

Fâtih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!”

Gönlümüzde de yer edinmiş bu efsunlu şehrin muazzam köşesini anlatmaya üstad Necip Fazıl’la başladık madem haydi yine onunla bitirelim:

“İstanbul benim canım;

Vatanım da vatanım…

İstanbul, İstanbul…

Gecesi sünbül kokan,

Türkçesi bülbül kokan,

İstanbul, İstanbul.”

Meram Bağları’ndan;

SEVGİLER

ali kuzencik
ali kuzencik
🌹
🇹🇷
🌹

4 Mayıs 2026

Taş Medreseli

Tarih Öğretmeni

Ali KUZENCİK

Kırım'ın Sesi Gazetesi

27 Şubat 2015 Tarihinde hizmet bermege başlağan www.kiriminsesigazetesi.com maqsadı akkında açıklama yapqan Mustafa Sarıkamış İsmail Bey Gaspıralı’nıñ bu büyük mirasına sahip çıqmaq ve onun emellerini yaşatmaqtır. Qırımtatar Türkleriniñ ananevî, körenek, ürf, adet kibi yaşamlarında ne bar ise objektif şekilde Dünya cemiyetine taqdim etilmektir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest