Dünya Tarihinin En Acımasız Diktatörü Josef Stalin

Josef Stalin

47 milyon kişinin ölümüne neden olan Dünya Tarihinin Gördüğü En Acımasız Diktatör.

Stalin Türk ve Müslümanlara düşmandı. Stalin döneminde açlık, sürgün ve soykırımda ölen, öldürülen yaklaşık 47 milyon kişinin 30 milyona yakınının Müslüman Türkler olduğu tahmin ediliyor.

Parti konuşmalarında, kendisini 32 dişini göstermeden alkışlayan delegeleri bile öldürttüğü söylenmektedir.

Stalin, kurmaylarına iktidar dersi vermek için bir tavuğunu tüylerini canlı canlı yolar. Sonra serbest bırakır. Üşüyen tavuk ısınmak için ocağa koşar, çıplak gövdesi yanar. Pencereye koşar üşür. Tavuk çaresiz ısınmak için yine Stalin’in kucağına gelir. Stalin kurmaylarına seslenir: “Halk dediğiniz topluluk bu tavuk gibidir.”

Stalin ölüm tarihi olan 5 Mart 1953’e kadar ülkeyi tek adam olarak yönetti. Tarihin en acımasız diktatörlerinden biri olarak bilinen Gürcü Josef Stalin’in asıl adı Iosif Cugaşvili’ydi.

Stalin yönetiminin en önemli hedeflerinden biri de toplumsal yapının değiştirilmesi oldu. Stalin döneminde bu hedefin önündeki en büyük engel milli kültürler ve inanç sistemleri olarak görüldü. Stalin yönetimi, bu engeli ortadan kaldırmak üzere ülkenin dört bir yanında yerel kültürleri hedef alan katı politikalar uygulamaya başladı. Orta Asya’da yaşayan Müslüman Türkler de bu baskılardan nasiblerini aldılar. Orta Asya’daki toplumsal yapıyı değiştirmek için, bugünkü Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Kırgızistan’da büyük bir baskı rejimi inşa edildi. Hedefte Orta Asya Türklerinin milli kültürleri ve İslam inancı vardı. Türklere Kiril alfabesi zorunlu hale getirildi. Anadil, din ve bütün ibadetler, oruç, sünnet, kurban, bayram, namaz yasaklandı. Camiler ahır yapıldı, minareler yıkıldı. Dini kitaplar yakılarak yok edildi. Medreseler kapatıldı. İmamlar tutuklandı, öldürüldü. Ruslaştırma sonucu Türkler kendi yurtlarında azınlık durumuna düştüler. Stalin döneminde iktidarın mutlak sahipleri olan Ruslarla Türkler arasında müthiş bir uçurum oluştu.

Sovyetler Birliği’nin Stalinli yılları;
dünya tarihine milyonlarca insanın açlıktan öldüğü, yüz binlerce kişinin de Anti-Sovyet propaganda ve rejim karşıtlığı gibi suçlarla idam edildiği, kadın, çoluk, çocuk Sibirya’ya sürüldüğü, 2. Dünya savaşında yok olduğu bir dönem olarak geçti. Bugün Rusya’daki ders kitaplarında, “Büyük Terör” olarak adlandırılan o yıllarda, baskıya maruz kalanların sayısı 40 milyon olarak gösteriliyor. Stalinli yıllar 1929 Sonbaharında komünistler kırsal alana yayılıp 2–3 hafta içinde toplantılar düzenlediler ve köylüleri kolhoz kurmaları ve kolhozlara katılmaları yönünde ikna etmeye çalıştılar. Bundan sonra önce Kulakların (varlıklı Rus köylüleri) ve orta halli köylülerin yerlerinden ve mallarından edilmeleri işine girişildi. 5 milyon civarında aile (15 milyondan fazla erkek, kadın ve çocuk) bütün mal varlıklarını kaybetti. Erkeklerin bir kısmı kurşuna dizildi, kalanları toplama kamplarına sürüldü. Aile üyelerinin diğer fertleri ülkenin kuzey ucundaki kolhozlara gönderildiler. Bundan sonra kolhozların oluşturulması işine girişildi.

Beyaz Ruslarla iç savaş sırasında yiyecek kıtlığı çeken Kızılordu’yu ve açlığın ortasında kalan Rus halkını beslemek için 1919-1920 yıllarında Kazakistan halkının hayvanları ve yiyecekleri ellerinden zorla alındı ve trenlerle Rusya’ya taşındı. “Türkistanlılar ölsün yeter ki Kızılordu savaşı kazansın” politikası yüzünden o yıllarda 1 milyon 114 bin Kazak açlıktan öldü, açıkta köpeklere yem oldular.

1921-1922 yıllarında Sovyet Rusya’da yaşanan toplam yaklaşık 10 milyon insanın hayatına mal olan benzeri görülmemiş açlık felâketin kurbanları arasında İdil-Ural bölgesinin ve Kırım’ın Türk halkları da bulunmaktaydı. 18 Ekim 1921 yılında Kırım Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti adını aldı. Asıl büyük felâketler de bundan sonra başladı. Sovyet rejiminin bütün engellemelerine rağmen açlıktan mahvolma durumuna gelmiş yaklaşık on bin Kırım Tatarı bulabildikleri deniz araçlarıyla Türkiye’ye iltica ettiler. Tam o günlerde Türkiye İstiklâl Savaşı vermekteydi. Buna rağmen, bu mülteciler Türkiye’ye kabul ve iskân edildikleri gibi, tam da askerin kuru ekmeği zor bulduğu Büyük Zafer günlerinde Türkiye’den Kırım’a açlık yardımı bile gitti.

Stalin döneminde hemen hemen her Sovyet Cumhuriyeti’nde olduğu gibi Kırgızistan’da da aydınları hedef alan sistematik bir “yok etme” kampanyası uygulandı. O yıllarda dünyadan gizlenen gerçekler, ancak Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ortaya çıkarılabildi. Tanıkların ifadelerinden yola çıkan dönemin Kırgız hükümeti, 1993 yılında başkent Bişkek yakınlarındaki Aladağlar’da bulunan tuğla ocağında bir kazı çalışması başlattı… Çalışma sonucu kurşuna dizilerek öldürülen 138 kişinin kemiklerine ve yüzlerce boş kovana ulaşıldı. Yapılan DNA testlerinin ardından; kemiklerin dünyaca ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un babası da dâhil olmak üzere, dönemin önemli siyasilerine ve bilim adamlarına ait olduğu anlaşıldı. KGB arşivlerinde yapılan araştırmalar, öldürülenlerin rejime muhalefet, ajanlık ve Turancılık gibi suçlamalarla kurşuna dizildiğini gösteriyordu.

Azerbaycan’da 1930’lu yıllardan Stalin’in ölümüne kadar olan sürede on binlerce insan, tutuklandı, öldürüldü. Azerbaycan’ın Sovyetleşmesinde önemli rol oynamış aydınlar ve siyasiler bile sonradan gerçek olmadığı ortaya çıkan suçlamalarla karşı karşıya kaldılar. Suçlamaların temelini, “milliyetçilik” ve “Anti-Sovyet propaganda” oluşturuyordu. Hedefte özellikle Türkçüler, Türkçe konuşanlar yanında Türk dünyasına ilgi duyan ve Türkiye konusunda Stalin’den farklı düşünen, isimler vardı. Öyle ki, 1926’da Bakü’de toplanan Türkoloji Kongresi’ne katılan isimlerin çoğu sonraki yıllarda “karşı devrimcilikle” suçlandı. 1935-36 yıllarında Moskova’da siyasi muhalefete karşı kurulan mahkemelerin benzerleri Azerbaycan’da da kuruldu; 1937 yılında ve 1938 yılında da Gence’de karşı-devrimci, casus, terörist teşkilatın açığa çıkarıldığı açıklandı. Parti elitlerinin yok edilmesiyle başlayan kitlesel kıyım makinası kısa sürede yoksul tabakaları, etrafında olup bitenleri henüz anlayamayan işçi ve köylüleri de mengenesinde mahvetmeye başladı. Yüzlerce işçi, köylü ve aydın milliyetçilikle, halka ihanetle, Almanya ve Japonya gibi ülkelerin istihbarat teşkilatlarıyla ilişkide olmakla suçlanarak ortadan kaldırıldılar. stalin, binlerce insanın haksız yere mahvedilmesiyle yetinmeyip bazen bütün köyleri, bütün bir nesli Sovyet hükümetine karşı düşmanlıkla suçlayarak ata yurtlarından sürgün ediyorlardı.

1929 yılından itibaren devletin uyguladığı kolektifleşme politikası Azerbaycan köyü için faciayla sonuçlandı. Binlerce insan ata topraklarından sürgün edildi, köyler dağıtıldı ve insanlar yok edildi.

*Türklük yok
1930’lu yıllarda Stalin’in müdahalesiyle Azerbaycan Türklerinin ismi Azerbaycanlı, Azerbaycan Türkçesi ise Azerbaycan dili olarak adlandırılmaya başlandı, camiler kapatıldı ve dini tören ve bayramların kutlanmasının yasaklandı Azerbaycan halkını kendi tarihsel kökenlerinden ve milli değerlerinden koparmak hedeflendi. KGB arşivlerine göre sadece 1937 yılında Azerbaycan’da 12 bin kişi tutuklandı. Resmi olmayan rakamlara göre ise 1930’lu yıllardan Stalin’in ölümüne kadar Azerbaycan’da 70 bin kişi hayatını kaybetti.

1920’de Karaçay-Malkar Kızılordu tarafından işgal edilerek “Sovyet” sistemine dahil edildi. Karaçaylılar 12 Ocak 1922’de kurulan Karaçay-Çerkes özerk bölgesi içinde yer alırken, Malkarlılar da 16 Ocak 1922’de kurulan Kabardin-Balkar özerk bölgesi idaresi altına alınarak kasten bölündüler. Böylece tarih, kültür, etnik köken ve dil açısından Karaçaylılarla bir olan Malkarlılar sunî ve uydurma bir etnik isim olan Balkar adına katılmış oldular. Karaçaylılar 1920-30’lu yıllarda kolektifleştirme hareketine karşı çıkarak kurdukları çetelerle Sovyet ordusuna karşı aylarca Kafkas dağlarında silahlı mücadeleye giriştiler. Sovyetlerin kolektifleştirme hareketleri Kafkasya’nın diğer bölgelerine göre Karaçay’da çok kanlı savaşlarla geçti. Karaçaylılar Sovyet rejimine karşı sürdürdükleri bu silahlı mücadeleler yüzünden Sovyet hükümeti ve özellikle Stalin tarafından “komünist rejimin amansız düşmanları” olarak nitelendirildiler.

1932-1933 yılları kollektifleşme döneminde yaklaşık Kalmuklardan da 60.000 kişi açlıktan öldü.

Stalin dönemindeki zorunlu kolektifleştirmenin tarımda üretimin azalmasına yol açmasıyla yaşanan kıtlık Ukrayna’da da milyonlarca kişinin ölümüne yol açtı. Stalin tarafından açlığa mahkum edilen Kazaklar, Kırımlılar gibi Rus ırkından olmayan Ukrayna halkı yaşananları bugün bir soykırım olarak nitelendiriyor. Josef Stalin “halkın hayat koşullarını yapay olarak kötüleştirerek soykırımı organize etmekle” suçlanıyor. Holodomor, Ukrayna dilinde “açlıkla öldürmek” anlamına geliyor.

Saha Türkleri 1917 Komünist İhtilalinden sonra Saha milliyetçileri komünizmin hakimiyetini tanımadılar.
Saha Türkleri tam anlamıyla eski Sovyetler Birliğinde olup-bitmiş bütün baskıların acısını yaşadılar. Bilhassa yerli aydınlar birkaç defa topyekun ortadan kaldırıldılar. Yıllarca Saha Türklerinin bütün zenginlikleri hemen hemen Moskova’ya aktarıldı.

Stalin, 1937’de ise iktidardaki son gününe kadar sürecek bir “siyasi temizliğe” girişti. Hedefte rejim muhaliflerinin yanı sıra Komünist Parti içindeki Stalin karşıtları da vardı. Sovyetler Birliği içindeki halklar da somut deliller olmaksızın, daha çok Stalin’in önyargıları yüzünden, topyekun cezalandırıldılar. Polonya asıllılar, Yahudiler, Kırım ve Ahıska Türkleri, Kafkasya halkları ve Baltık ülkelerindeki halklar da nüfuslarının neredeyse yarısını sürgün yollarında ve çalışma kamplarında kaybettiler. Stalin mutlak hakimiyetine karşı gelen her türlü muhalefeti despotizmle yok etti.

Bu, Türk halkının tarihinde benzeri görünmemiş aydın katliamıydı.

zarema memetova
zarema memetova

Dünya Tarihinin En Acımasız Diktatörü Josef Stalin” için bir yorum

  • 29 Ocak 2020 tarihinde, saat 07:27
    Permalink

    1950 den önceki Türkiye ye ne kadar çok benziyor.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest