Doğu Türkistan; İnadına Yaşayanların Ülkesi

Halvetimizin konusu Doğu Türkistan canlar. Hâl böyle olunca da Doğu Türkistan hakkında hem yıllar öncesine dayanan hem de oldukça zengin sayılabilecek bir dağarcığa sahip birisi olarak ne yazabileceğimizden ziyâde; nasıl yazacağımızın kaygısı ağır basmakta… Tarihî bilgilerle söze başlamak en uygunu olacaktır sanırım. Yaygın kanaate göre Doğu Türkistan, Türklerin ata toprakları olarak kabul edilmektedir. Hun Devleti, Göktürk Devleti, Kutluk Devleti, Uygur Devleti… diye giden destanlar bu topraklarda yazılmıştır. İlk Müslüman-Türk devletlerinden olan Karahanlılar burada kurulmuştur. Satuk Buğra Han burada yaşamıştır. İmam Buharî, Kaşgarlı Mahmut, Yusuf Has Hacip… daha niceleri buralarda at koşturmuştur. Yüzölçümü 1.824.000 km2 olup, Türkiye’nin iki katından fazladır. İşgalci Çin yönetiminin resmi kaynaklarına göre ülkede 35 milyon Türk yaşamaktadır. Ki ne hikmetse bu nüfus oranı, işgâlin gerçekleştiği 1950’li yıllardan bu yana dikkat çekici bir şekilde yavaş artmakta hatta artmamaktadır.

Doğu Türkistan’ın yakın tarihine gelecek olursak, 1886 yılında Kaşgar Türk Devleti kurulur. İdarecilerin ve halkın temayülü ile Osmanlı’ya biat edilir. Yani hukuken Osmanlı’ya bağlanılır. Biat kararı, Osmanlı tarafından da kabul edilir. Karşılıklı heyetlere, anlaşmalara, ortak yürütülen projelere rağmen Kaşgar Devleti uzun soluklu olamaz. Bunun sebepleri arasında Osmanlı’nın son demlerini yaşaması; iki yurt arasında toprak bütünlüğünün olmaması; Ruslar ve uzak doğudaki sömürgeleri nedeniyle Çin’e yakın duran İngilizler… diye giden etkenler sayılabilir. Hâliyle bugün de Türkiye ile Azerbaycan dolayısı ile Türkistan arasına lastik gibi uzatılmak suretiyle çekilen Ermenistan engeli ve kurulmaya çalışılan yapay Kürdistan devleti çabalarına da bu gözle bakılması gerekmektedir. Üstelik bu girişimlerin, Türkiye ile Türkistan’ı sonsuza kadar (ilelebet) ayırmaya yönelik çabalar olduğunun ve bu çabaların amacına ulaşması durumunda Anadolu Türklerinin de “Macarlaşma” sürecine girebileceği ihtimalinin göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Meselenin ibretlik yanına gelince, ekseriyetini Yörük, Türkmen, Tahtacı, Manav, Muhacir, Terekeme gibi adlarla anılan Oğuzların (Ogur, Uğur) oluşturduğu Anadolu coğrafyasında Orta Asya’dan çıkıp gelmiş bir başka akraba topluluk olan Gurmançlar (Kürtler) kışkırtılmak suretiyle bir bölme ve parçalama siyaseti güdülmeye çalışılmaktadır. Maalesef tarlanın taşı ile tarlanın kuşunu vurmak; kardeşi, kardeşe kırdırmak deyimlerine kaynak teşkil eden bir böl-parçala-yut kurgusu (senaryo) yazılıp durmaktadır ha bire. Öyle ya, Bitlis emiri Şeref Han tarafından 1597 yılında kaleme alınan ve Kürtlerin de Oğuz Kağan neslinden geldiği ifade edilen Şerefname kimin umurunda ki? Dahası İskitleri ve onların büyük hakanı Alp Er Tunga’yı; Horasan’dan çıkıp gelmiş olan Arşaklıları kısacası ön (proto) Türk tarihini kim doğru dürüst biliyor ki bu ülkede?

osman batur
osman batur

Doğu Türkistan, Türk-İslâm tarihi açısından birçok ilklere ev sahipliği yapmaktadır. 12 Kasım 1933’te, tarihte ilk kez bir İslâm cumhuriyeti olan Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti burada kurulur. 1937-1938 yıllarına gelindiğinde genç cumhuriyet hızla toparlanarak altyapıdan, eğitime; savunmaya kadar birçok alanda başarı gösterir. Bu hızlı yükselişten ürken emperyalist Çin harekete geçer. 35 bin kişilik bir ordu kuran efsanevî lider Osman Batur, sayıca kat be kat fazla olan Çin ordularını bozguna uğratarak, Doğu Türkistan’ı Çinlilerden temizler. 1949 yılına gelindiğinde dünya siyasetinde Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti adlı bir devlet vardır ve günden güne güçlenmektedir. Efsane lider Osman Batur’un ordusu karşısında ağır bir yenilgiye uğrayan Çin, Rusya’dan yardım istemek zorunda kalır. Türkistan’da bağımsız bir Türk devleti fikrinden ödü kopan Ruslar, Çinlilerle işbirliği yaparlar. O yıllarda Türkistan’da kurulacak bağımsız bir Türk Devleti’nin komünist devrimin sonunu getireceğini düşünen ve bu yüzden uykuları kaçan Lenin çoktan ölmüş, yerine Stalin geçmiştir. 1944 yılından itibaren sistemli bir şekilde başta Kırım ve Ahıska Türkleri olmak üzere Turanî halklara karşı uyguladığı asimilasyon, sürgün ve soykırım siyaseti ile ün yapmış olan Stalin, Çin’den gelen yardım isteğini geri çevirmez. 1949 yılında Rus ve Çin ordularının eşzamanlı olarak saldırmaları üzerine Doğu Türkistan ordusu yenilir. Batı Türkistan’ın, Rus egemenliğine girmesinin ardından, Doğu Türkistan da 1951-52 yıllarında, Çin kızıl ordusu tarafından işgal edilir.

Günümüzde Çin -ne yazık ki- millî tarihleri açısından bir utanç vesikası olan Çin Seddini aşarak Doğu Türkistan’ı, Güney Moğolistan’ı, Mançurya’yı, Tibet’in tamamını ve daha birçok ülkeyi işgal etmiş bulunmaktadır. İç Moğolistan denen ve Moğolistan’ın üçte birinden fazlasını oluşturan kardeş toprakları neredeyse Çinlileştirmiştir. Moğollar tarafından inşa edilmiş olan ‘Yasak Şehir”i ile ünlü Mançurya, Dalay Lama’sı ile adını duyurmuş Tibet ve daha birçok ülke Çin’in boyunduruğunda olup; asimilasyon politikalarına maruz kalmaktadır. Yedisinden-yetmişine bu politikalara direnebilen tek halk ise Uygur Türkleridir. Haliyle Çin, bunu hazmedememektedir. Çin, bir ak şafak vakti Kürşat’ın çıkıp gelmesinden; Altay dağlarının, Çinli kanı ile kızıla boyanmasından korkuyordur belki de… Kim bilir?

Bugün ülkemizde, Doğu Türkistan davası dendiğinde Mesut Yılmaz hükümeti ile başlayan ve dört buçuk başbakan ile liberalinden, solcusuna; milliyetçisinden dincisine kadar onlarca bakan eskiten bir yasaklama-engelleme siyaseti güdülmektedir. Uygur Türklerinin lideri olduğu bütün dünya tarafından kabul edilen Rabia Kadir’in Türkiye’ye gelmesi engellenmektedir. Türkiye’de yapılması gereken 4. Dünya Uygur kongresi -maalesef- Japonya’da yapılabilmektedir. Yeri gelmişken, kimi akılsızların “Türk değil” diyerek millî bütünlüğümüzden dışlamaya çalıştığı Moğolistan’da bugün hâlâ tarihî Uygur alfabesini kullanılmaktadır. Dahası Moğolların millî kahramanı Cengiz (Tengiz) Han da adını, Oğuz Kağan’ın altı oğlundan biri olan Deniz Han’dan alır. Bu bile, bizim “bir millet” olduğumuzun göstergesi değil de nedir acaba?

doğu türkistan.jpg
doğu türkistan

“Doğu Türkistan” diyenin 3 yıl hapis cezasına çarptırıldığı ata toprağımıza; Çinliler, Çince yeni bir ad vermiştir. Okunuşu “sin-can” olan; her duyduğumuzda içimizi burkan bu ad “yeni ülke” yani bizim anladığımız şekliyle “fethedilmiş ülke” anlamına gelmektedir. Dahası hürriyet ateşi, yarım asırdır Doğu Türkistanlıların yüreklerini kor gibi yakmaktadır. Bizim de yüreğimiz yanmaktadır haliyle. Çünkü Atatürk’ün pek erken gelen ölümü sonrasında Türklük bilinci (şuur) Ankara’da yeterince kendisine yer bulamamaktadır. Ankara’nın yeni kurulan bir ilçesine Sincan değil de “Uygur” adını koyacak bir asil kana muhtaçtır bu güzel ülke, bu büyük millet. Osman Baturlar boşuna ölmemiş; İsa Yusuf Alptekinler boşuna yaşamamıştır. Türklük davasına hizmet edenlerin ruhları şad, mekânları cennet ve komşuları son yalavaç (peygamber) olsun. Allah, bu milletin yâr ve yardımcısı olsun. Ne diyelim? Keser döner, sap döner; gün gelir hesap döner!.

Bir Doğu Türkistan Türküsü:

“Yığlama yurdum, eğerci bol küninde yok bahar

Gelgüsi günlerinde baht yıldızı oynap kalar.”

(Ağlama yurdum, eğer ki bugününde yoksa bahar

Gelecek günlerinde baht yıldızı elbet doğar.)

Aziz Dolu Atabey
Serik-27.05.2012       

Eklenti: 12 Kasım 1933 tarihi Kaşgar’da Doğu Türkistan millî marşının ilk kez okunduğu ve Gökbayrağın göndere çekildiği tarihti. 12 Kasım 1933’de Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti ilân edilmişti. İlk tanıyan ülke de Gâzi Mustafa Kemal’in ülkesi Türkiye Cumhuriyeti olmuştu. Rahmetli Atatürk “Gökbayraktan, Albayrağa selâm olsun!.” diye başlayan telgrafa “Albayraktan, Gökbayrağa selâm olsun!.” karşılığını vermişti. Kardeş yurdumuz Doğu Türkistan 1949 yılından bu yana yani 64 yıldır Çin işgali altında bulunuyor canlar. 1950, 1953, 1955, 1958, 1962, 1965, 1968, 1970, 1981, 1985, 1989, 1990, 1992, 2009… tarihleri Doğu Türkistan’ın bağımsızlık mücadelesinde şanlı, şanlı olduğu kadar da kanlı birer kilometre taşı olarak tarihe geçti. Uygurlar her türlü baskı ve zulme inat Türk ve Müslüman olarak varlıklarını sürdürüyorlar. Doğruyu söylemek (tabir-i caiz) gerekirse inadına yaşıyorlar. Yaşasın Kaşgar, Urumçi, Hoten, Korla, Turfan, Gulca… Yaşasın Taklamakan Çölü, Tanrı Dağları; kurtlar, kuşlar, rüzgâr yeleli atlar… Yaşasın Doğu Türkistan!.

Aziz Dolu Atabey

Serik-12.11.2013

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest